Dayımla ilk konuşmalar içinde en korkakarak soracağım soruyu sormadan evvel bilmediğim şeyler anlatmasını istemiştim.
Dedem çok zor yaşamış.
Gümrük işinde çalışmış.
Sepet işinde çalışmış (Hatırlarım gözlerimin önünde nasıl bir sepeti ustaca katladığını yarattığını, yüksek kaldırımdan plakaları alır elleriyle sepeti işlerdi. Paşabahçe'de satılırdı). Bir ara taaa bafa gölünden kerevit getirtir Paris'e satarmış.
Yakasını hiç bağlayamamış doğru dürüst. Dayım 7 annem 12 yaşındayken eminönünden sağdan soldan kullanılmış kiloluk yağ tenekelerini toplar satarmış!
Sonra bir hayaller peşinde Çerkez Şarküteri'yi Akif ile kurmuşlar işler iyi gidince de Akif dedemi satmış.
Dedem. Ananemin şeker hastalığını duyunca yıkılmış.
Nezoş, aldırış etmez dedemden gizli gizli battaniye altında supangele götürür her seferinde dedeme yakalanırmış.
Dedem.
Kocaman adam kocaman elli kocaman burunlu beyaz saçlı limon saçlı canım dedem.
Gömleklerinin kokusu hiç geçmeyecek.
P.S: 4 ay evvel aldığım bu notları sonunda kaybolacak korkusuyla oh sonunda yazdım sevinciyle buraya yazarken, kendimin kaybolacağını hiç düşünmemiştim.
Sunday, October 31, 2010
Dedem Hakkında Bir Yazı
Thursday, October 28, 2010
sabah 06:00
cam önü
sabah 06:30 cam önü
sabah 07:00 cafe nero
genç daha sek süt kolisini açıyor
montum sırılsıklam
ellerim buz
vespam dimdik
cafe latte
bir mail yazmaya çalışıyorum
yazamıyorum
iki gazete okuyamıyorum
ıkıncı caffe latte
trafik artıyor
dışarıya çıkamıyorum
ofis
şuursuz
beşiktaş iskele
ayaklarım sırılsıklam
cenaze
50 şemsiye rengarenk
caminin kubbesine çıkıp aşağıya deklanşörü fırlatmak istiyorum
yapamıyorum
yağmur artıyor
imamı beklemeden sokaktayım
yürüyorum
ayaklarım sırılsıklam
vapur
iki bardak çay
bir halat
yüzüme kopmasın diye sırtımı dönüyorum
vespam orada beni bekliyor
ayaklarım sırılsıklam
donuyorum
ne zaman üşümeye kendimi bıraktım en son bilmiyorum
en son ne zaman koştum bilmiyorum
kasım şimdi
kasım şimdi burada hayatımın en korkak en titrek ayı
belki de en korkak ben ayın hiçbir suçu yok
yüzbin kere kendime söylerken suratıma çarpan yağmurdan korkma diye
hep gözler kımkısık
alın çatık
bi dur bi söylediğini düşün yok
gözler hep kımkısık
alın hep çatık
annemle 1 saat telefonda bugün
ben ağlıyorum o ağlıyor
sus allah aşkına be anne
hangi resiminde güldüğünü gördüm diyip
derken buz gibi kesilip cevabını bekliyorum
susuyor
sarılmak istiyorum
o orada ben burada
dolmuştayım
kafam cama yapışmış
minik bir kulaklıkta
ananın sesine tutunuyorum
sen mutlu ol hep
sen niye mutlu değildin be anam
susuyor
hayvan gibi ağlıyorum ama duymuyor
caminin önü iniyorum
10 kasım yakın
topu topu 4 kisi
ben sen o
sanki duymuş gibi dayım arıyor
konuşamıyorum
babam bodruma inmiş gene
kimbilirniye
abim cihanla
bi saniye susun
beni duyun
mumların sönerkenki kokusunu duyun !
koskocaman bir el var
tek doğruyu söyleyen
Monday, October 11, 2010

A blank, my lord. She never told her love,
But let concealment, like a worm i' the bud,
Feed on her damask cheek: she pined in thought,
And with a green and yellow melancholy
She sat like patience on a monument,
Smiling at grief. Was not this love indeed?
We men may say more, swear more: but indeed
Our shows are more than will; for still we prove
Much in our vows, but little in our love.
SCENE IV. DUKE ORSIN by viola
3 aylar

Ekim bitmek üzere
Korkunç Kasım yaklaşıyor.
Son 7 seneyi hatırlıyorum
Son yedi tane Kasım'ı çok net hatırlıyorum.
Geriye dönüp tüm Kasım'ları bulacağım.
Hepsi mi hakikaten böyle korkutucuydu yok hatırladıklarımdan mı ibaret olay.
Ekim bugün bitti.
Her ay geldi derken ilk on gün içerisinde bitiyor.
21 Kasım'da Riva 10K gördüm bugün.
Bir arkadaşım ananesini kaybediyor ?
Üzülecek misin benim kadar diyince?
Ben senin kadar duygusal mıyım acaba bilmiyorum henüz dedi?
Tuhaf düşler görüyorum, uyurken değil uyanıkken, kumsalın üstüne kuşlar inip inip öbekler halinde duruyorlar, güneş kırmızıdan siyaha dönüyor, bir dal kopuyor, kıpkırmızı bir hayalete dönüşüyor.
Aralık...Kusmuk Aralık.
Dedem aralık ananem mayıs
insan ayını belirleyebilse ufak bir pazarlıkla
hani son bi mayıs daha dur ne olur son bi mayıs şunun şurasında haziran'a ne kaldı gibilerinden. Kasım'ı seçerdim.
Sunday, October 10, 2010
3

Babam, deli babam, arabadan indim ne hortumu bıraktı ne başka birşey. O saniye charliston yapmaya bile başlayabilirdi .
Annem, gene en fazla tebessümü olan bir resim ve yere bakan annem. 
Dayım annem babam. Aile diye kalan tek şey geriye. Sanki fotoğrafın sağında ananem solunda dedem var da kadraja sığımamış.
Sunday, October 03, 2010
Thursday, September 23, 2010
Thursday, August 19, 2010

sabah camdan dışarı baktım gene
gece sanki hiç bitmemiş sanki hiç yerimden kıpırdamamış gibi aynı noktaya baktım
3 dakika sonra motorumun üzerinde...
Wanda, ne zaman üzgün olsam kafasını yere düşürür, göbeğimin üstüne kafasını koyar, pifflar, kaşını kaldırır, hadi der gibi hadi gül artık der gibi kuyruğunu pat pat yere vurur, benden tepki gelmediğini görünce gene bir piffff hatta garip bir ses çıkarır sessiz durmaya devam ederdi.
Wanda içimi hep duyuyordu.
Gömülmesine gidemedim. Babam ağlayarak dönmüştü. Ne zaman Tuzla'dan geçsem sessiz geçerim. Bu şehirde sesiz geçtiğim çok sokak var.
Şimdi görevi devir almış gibi mavi vespam dünden beri gaz keserek tekleyerek öksürerek gidiyor. Sabah yokuş aşşağı sessiz gidip, çalıştırıp, yokuş yukarı ite kaka cafe neroda buldum kendimi.
Sanki küfür gibi oturduğum masada, güneş göğsümü deliyor yorgunluktan sandalyeden kalkamıyor delinen göğsümden matruşkalar tek tek çıkıyor, her biri dönüp havada bana bakıp yukarıya doğru kayboluyorlardı...
Kahvemi içemedim poğoçamı yiyemedim kalktım.
Bir film çeksem kamerayı kafama yerleştiridim.
Bir film çeksem adını penny koyardım.
Bir film çeksem o film yarıdan kopardı.
Bir film çeksem o filmi oturup bir kere bile seyretmezdim.
Hiçbirşeyin hiçbir şekilde kaybolduğuna inanmıyorum. 1960 senesinden bir resim, Nezihe bir yelkenlinin en ucunda, genç mi genç, elinde bir 8mm kamerası, gülüyor, saçları rüzgarlı, çok güzel gülüyor, annemin hiç öyl,e gülmediği gibi, o kameranın içinde dedem var belki 5 yaşında gülen annem, belki dayım belki Marmara Adası belki dedem ağzında sigara, bana benzerken - belki dayım annemle sarmaş dolaş ... O kameranın kaybolduğuna inanmıyorum o kameranın yok olduğuna inanmıyorum.
Şimdi yerimden kalkıp cihangirden başlayıp beyazıta oradan üsküdara oradan ortaköye oradan kadıköye tek tek bütün eskicileri elimde o fotoğrafla beraber dolaşıp arayıp bulmak oralarda bulamıyorsam Lafayette'e oradan West Lafayette'e Tuzla'ya Bayramoğlu'na Milas'a Bodrum'a Bostancı'ya Chicago'ya oradan Miami Londra oradan Philadelphia'ya oradan o soğuk tek başına İzmir gecesine oradan Ankara'ya Armağan apartmanına Bağdat caddesinin her ara sokağına Kaş'a gitmek istiyorum
Kaybettiğim herşeyi tek tek tekrar bulsam bir odaya tıksam kalın orada desem.
Sessiz ve yorgun bir sabah havuza atlar gibi dalsam içeri, kimse ama kimse bir daha görmese beni.
"if penny could tell me, all she see....,if penny could tell me all she knows, about the way wind can hurt..."
Geçen hafta yazdım geldi diye.
Bugün herşeyin durduğu ve herşeyin yeniden başladığı ilk sonbahar günüydü.
Ertan kalktı yataktan suratıma baktı “yemin ediyorum bu sıcakta bu güneşte bir sen bir de ben anlıyoruz bu şehirde, sonbahar burada” dedi.
Sanki içimde bir örtü kalktı. Kalkıp giderken altındaki kutuların hepsi tekrar açıldı tekrar hepsi sağnak gibi yağmaya başladı. Yağarken hepsi matruşkaya dönüştü hepsi dokuz parçaya bölündü bölünenler tekrar bölündü.
Bugün herşeyin yeniden başladığı ilk gün.
Dayanacağım dayanamayacağım.
Dayanacağım dediğim her seferinde yalan bir şekilde dayanamadım.
Dayanamayacağım dediğim her seferinde yalan bir şekilde dayandım.
İçim içimi kemiriyor.
Günler geçecek günler geçip gidecek ve günlerce içimde yağan yağmur dışarda da yağacak. Kadrajımı ayarlayıp her sene yaptığım gibi camdaki damlaların arkasındaki flu belirsizliğe odaklanacağım basıp bekleyeceğim bakıp beğenmeyeceğim çektiğim her fotoğraf gibi çekeceğim her fotoğrafa bakıp gene beğenmeyeceğim. Baktığım herşeyi nasıl beğenmiyorsam içimden çıkıp yaratmak istediğim herşeyin sonunu da beğenmiyorum.
Koşup duracağım, 10,11,12,13,14,15,16,17,18,19,20Klar birikip gidecek ayaklarımın altından.
Çok koştum, koşarken çok insan gördüm çok mutsuz çok mutlu çok değişik insanlar görüp durdum,
ama her seferinde en çok görmekten sevindiğim
sahil yolunda kaldırım kenarında oturmuş bana bakıp ya kızgın ya gülen deliler evsizler kimsesizler kaybetmişler tekbaşınalar onu bunu toplayıp amaçsız yürüyenler yazkış aynı pantalonla karşımda duran saçları devamlı uzayan hiç kısalmayanlar, her seferinde tshirtünü kaldırıp memesini gösteren kadın her seferinde ayakkabılarıma nefretle bakan kuruçeşme delisi 4 köpekli amca, çırağanı kaldırımda kendini padişah köyü yapmış sakallı.
Bırakıyorum, bazen geçtiğim sokaklara, kendimi koşarken, ne zaman nereden başladım bilmeden bazen bırakabiliyorum, motorumun üstünde hep yaptığımı az da olsa koşarken yapabiliyorum ne çöplüklerin üzerinden zıplıyorum ne çukurların içinde sendeliyorum ter göğüslerimi yakıyor dilim dışarda bacaklarım rap rap atarken ruhumun kalbi olmuşken bacaklarım ne sokaklar geçiyorum ben ne semtlere dikiz atıyorum karşı kıyıda öteki tarafta ne ağaçların dallarına değiyor kafam.
Şimdi gene tekrar yolun en başında ayakkabılarımı bağlıyorum gene koşup koşamayacağımı bilemeden kendimi salıyorum , içimdeki battaniye sanki aylardır korkularamı kapatan battaniye kalktı artık oturup yerimde bekleyemeyeceğim, ertan gibi ben gibi o kaldırım delileri gibi kendi kendime konuşup hergün her sabah yalnızlığımda kimseyi beklemeden kimseyi istemeden dilimi ısırarak dişimi kırarak kulaklarımı kapatarak nefes alamaya çalışacağım.
Bugun kart geldi Vivian’dan İstanbul’dan ayrılmış. Kartın puluna bakma sen baktığın yerde değilim yazmış. Sonunda "yaz bana"dan sonra “söyle sahiden sen mutsuz musun şimdi?” diye bitirmiş bitirdiğinde esasında kendisine sorduğu bu soruyu bana değil belki de kime sorduğunu da bilmeden yazmıştı. Gene adres yazmamış gene adres yazmadan 4. Kartını bana postalamış belki de yollarken her seferinde kartın "adres doğru değil" diye geri gelmesini ümitlemiş yamuk çirkin kelimeler ve 2-3 cümle ile doldurmuştu kartı.
Bam diye düştüm bugün. Bam diye düştüm bugün yere. Düşerken o 1 saniyelik anda imkansızı başardım ve hiçbirşey düşünmüyordum. Ayaktaydım ve yerdeydim. Kaldırımın yeni boyanış beyaz taşlarına sonra dibi oyulmuş ağaca sonra arabaların farlarına sonra ayakkabılarıma toz olmuş shortuma tutunup kalkabildim.
Kart hala cebimdeydi Vivian nerede kimbilir nerede gözlerini kısmış beni düşünüyor en üzgün kelimelerini defterine ağlıyor kalkıp gideceği yeri bilmeden hızlı adımlarını sayıyordu.
Ayakkabılarımı bağlarken hep üzülüyorum ve hüzünlüyüm.
Eve her geldiğimde salona doğru girip camdan dışarı bakıyorum ilk. Sanki günlerdir evdeyim de sanki ilk defa daha yeni geldiğim dışarıya bakıyorum.
En son ışıkları ne zaman sonuna kadar açtım hiç hatırlamıyorum. Galiba bir yılbaşı gecesi ananem ve dedem ile tombala oynarkendi.
Sonbahar esiyor.
Sonbahar içime esiyor.
Bittiği gibi herşey başlıyor ve başladığı gibi herşey bitiyor.
Everything is wrong.
Thursday, August 12, 2010
Zamansız bir öncü bulut bugün tek başına karşıma çıktı
Sonbahar geliyor
BU yaz günü ben bunu hissediyorum
Yaz bugün bu sıcakta benim için bitti
Çok güzel saklandığım bir üç ay son buluyor
Teslim olmaya hiç hazır değilim bu sefer
as i spitting splitting blood red
breaking windows in my heart
and the past is taunting
fear of ghosts
is forcing me apart
and the further i get
from the things that i care about
the less i care about
how much further away i get...
Sunday, July 25, 2010
Dün gece birşeyler oldu rüyamda. Ya okuduğum Tahamura’ların etkisinden ya birbuçuk aydır koşmayan vücudumun inleyişi ya da sadece basit bir rüya ile koşuyordum. Deliler gibi dünyanın en egzotik parkurunda inanılmaz kuvvetli bir koşu ile kayaların nehirlerin şelalerin üzerinden yanından altından koşuyordum. Kilometrelerce koşup karşıma koskocaman bir kaya çıktığında , tırmanıp, karşımda gene uzanan inanışlmaz bir parkuru buluyor koşmaya devam ediyordum. Ara sıra ağaçların arasından, yorulur gibi olduğumda, inanılmaz güzel kadınlar ve erkekler yanımda bitiyor, tempomu arttırıyor ve aniden kayboluyorlardı. İnanılmaz bir dünyanın içinde sanki hiç yorulmadan saatlerce koşan ben koşunun hayaldünyası parkurundan öte yorulmayan bir vücutta ayak seslerimi dinleyip çok uzaklara koşuyordum.
Sabah uyandım. Ağrı içinde.Dizlerim deliler gibi ağrıyordu. Akşamüstüne kadar da ağrıdı. Acaba yatarken dizlerim mi ağrıyordu o rüyayı gördüm, yoksa beynim rüya yüzünden dizlerimi mi ağrıya sevketti.
Friday, July 16, 2010

This is a crisis I knew had to come
Destroying the balance I'd kept
Doubting, unsettling and turning around
Wondering what will come next
Is this the role that you wanted to live?
I was foolish to ask for so much
Without the protection and infancy's guard
It all falls apart at first touch
Watching the reel as it comes to a close
Brutally taking it's time
People who change for no reason at all
It's happening all of the time
Can I go on with this train of events?
Disturbing and purging my mind
Back out of my duties when all's said and done
I know that I'll lose every time
Moving along in our God given ways
Safety is sat by the fire
Sanctuary from these feverish smiles
Left with a mark on the door
Is this the gift that I wanted to give?
Forgive and forget's what they teach
Or pass through the deserts and wastelands once more
And watch as they drop by the beach
This is the crisis I knew had to come
Destroying the balance I'd kept
Turning around to the next set of lives
Wondering what will come next
ian
Thursday, July 01, 2010
Fucked run
10K
61 min
Beşiktaş Meydan - Dolmabahçe - Karaköy- Şişhane - Balık Pazarı- Nevizade - Taksim Meydanı - Yokuşaşağı İnönü - DOlmabahçe - Beşiktaş
Tuesday, June 22, 2010
Vivian
Sabah 6:30 da şehre tepeden bakıyordum. Sanki savaş yılları sanki kara bulutlar düşman istilası, şimşekler ateş topları, şehrin üzerine yığılıyor ve sanki ben çok uzaktan istilayı seyrederken büyük bir tebessümle "geçecek bu şehri ben kurataracağım" der gibi bakıyordum.
Yağmura rağmen Vespam, dizlerim ıslanmış ofise geldim.
Eyjafjallajokul patlayalı 2 ay oldu.
Bütün o uçamayıp hayatı değişenleri tek tek bulmak değişik şehirlerde bulup konuşmak "söyle şimdi sahiden mutlu musun?" demek istiyorum.
İrlanda'dan İstanbul'a konsere gelen Vivian ile tanıştım dün. Volkan patlamadan 2 gün evvel kendisi İstanbul'a inmiş ama uçaklar uçamayınca hayatının en önemli konserine gelmesi gereken kontrabası gelememiş. Ona kontrabas bulmuşlar, istememiş, 6 ay hazırlandığı kendi kontrabasını istemiş yanında, konser günü, uçağa binip Mısır'a hep görmek istediği piramidlere kadar gitmiş. "O kadar büyük o kadar şahaserlerdi ki oturup ağlamaya başladım, ayaklarımı kumun içine gömüp ağlamaya başladım, Khufu'ydu pyramidin adı...ve ben onun altında sanki koskocaman kontrabasımın yanında, aynı o küçüklüğümle oturmuş ağlıyordum, en alttaki 2 metrelik taşa sarılmış, ellerimle sarılmış ağlıyordum, kalktım, geriye sıcakta 2 km yürüdüm, arkamı dönüp bir kere olsun bakmadım, havaalanına döndüm, İstanbul'a geldim ve bıraktım, çalmayı bıraktım, yazıyorum şimdi..."
bu hikayeleri toplamak bu hikayeleri tek tek dinlemek bu hikayeleri yaşamak istiyorum
Vivian'ları tek tek bulup şimdi mutlu musun demek istiyorum?
Sunday, June 20, 2010

hayatımın en berbat koşusu en sıcak en saçma en dağ tepe en zor en tehlikeli en koşu olmayan en sıkıcı en saçma koşu bile demeyeceğim patika koşusu diye oltaya gelip koştagörebeninamını koşusu. Öyle dik yokuşlar öyle tepeler vardı ki yükseklikten kulaklarım tıkandı saatlerce açılmadı.
1 saat 6 dakika.
Saturday, June 19, 2010

Yarın babalar günü. Haftaya doğumgünü. Haftaya sarılmacalar koklamalar dayımla konuşmacalar günü. O gün, çok sıcak, ensemden giren sıcak bacaklarımdan omuzuma üstümdeki herşeyi yapıştırdı. 3-4 adam sıcaktan yerde bayılmış iki tanesi uyukluyor iki tanesi sigara içiyor uzakta taşın arasında bir kafa bir kalkıp bir iniyor kolları birbirine bağlı bir şekilde bana bakıp duruyordu. Hiç o kadar sıcakta gitmemiştim. Ya sıcaktan ya zamanın bu kadar geçip gitmiş olmasından ve sanki hiç bir gün an geçmemiş gibi gene orada olmaktan ne yapacağımı şaşırdım. Otları mı koparsam mermeri mi silsem dayanıp bakakalıp düşünüp dursam mı bilemedim bir süre. Ne doğru dürüst temizleyebildim ne de yıkayabildim. Sıcak sanki git daha durma fena çarpacağım dercesine geri itiyordu. Gittim, geriye itip masamdan kendimi motoruma binip gittim, parkedip yukarı çıkıp üstümü çıkarıp bir sigara yakıp oturdum, kazımaya başlamadan "ne olacak bu işin sonu mu, yani demek istiyorsun ? otur bakalım" oturdum 15 dakika sürdü, bir hayli de acıdı ama bir hayli de acıması çok hoşuma gitti. Eskiden neler hoşuma gidiyordu en basitinden? Yere oturmuş Ahmet ile 4 saat 5 saat dinlediğimiz şarkılardaki gitarları keşfetmek sıcak biraları umursamadan bitirmek, vurmasa da gelmese de saatlerce dalganın üstünde oltayı tutarken şehre bakmak, annemle konuşmadan dakikalarca kucağında sırtımı kaşıtmak, çok basit şeyler hoşuma giderdi. Çok basit şeyler çok hoşuma giderdi. Şimdi herşey nefesimi tutup havuzun bi ucundan diğerine acaba gidebilir miyim diye daldığımdaki gibi. Ne suyu ne soğukluğunu ne kalan mesafeyi biliyorum, ne etrafımdaki kolları bacakları, sağıma soluma atlayanları görüyorum, gözlerim kapalı itiyorum kendimi dipten gider gibi, beynim korku dolu açacağım zaman gözelerimi "ya varamadıysam" "ya daha da gitmem gerekir ama yukarı çıkarsam ya yukarı nefessiz çıkarsam.
Dipten gözlerim kapalı gidiyorum bu günleri. Dedemin gözleri sanki neredeyse kapalı belliki ağzından bir iki kelime ile şarkıya sesleniyor, annem belki de ilk dansı ve gene hep gülmeyen yüzü daha o yaşta, dedemin elini tutmuş, dedemse şahaser tutmuş annemi, şahser dedem şahaser elleri.
Hava çok sıcak. Üstüm çıplak. Vespa'nın rüzgarını sayıklıyorum şu an. Ruhum sanki bitkiler gibi.
Wednesday, June 09, 2010
"it's just a minor thing and I'm a minor king"
Zincirlikuyu
Zühat
Aliye
Şevket
Aliş
Mine
Celal
Metin
Mübeccel
Maide
Pamuk
Armağan apartmanı
Nezihe
Muzaffer
Bostancı
Bayramoğlu
Poplin
Erenköy
Heykellibahçe
Banliyö
Vapur
Tünel
Bodrum
Amerikan
Siyami Ersek
Kalem
Alman
Kartal
Küçükyalı
Kalp
Göğüs
Nefes
Uçak
Club 33
Yakamoz
Balık
Poğoça
Murat
Refikkkkk
Peride
Chris
Cadde
Gözlük
Sallanan Sandalye
Ekmek sepeti
Düğün çiçeği
Dede
Cerrahpaşa
Koray
Perihan
Chicago
NY
Milano
Şeker
Saç
Terlik
Dönence
Ambulans
Çığlık
Rüzgar
Ayten
Ahmet
Akif
Tam Sigorta
Opera pastanesi
Kadıköy
Karaköy
Karaköy
Kadıköy
Ford Consul
Murat 124
Volkswagen
Mazda 626
Tuzla
Avşa
Sarıyer
Nil
Tuluğ
Tunç
Robert
Joy
Ian
Kaş
Mehmet
Delta
Plaj



