
gecenin yarısı, karanlık kartçınar, karşımda, detayları görmezken bile korkutucu, hipnoz yapsalar, in search of my mellon collie and infinite sadness diye...hayır hayır gitmek istemiyorum, o merdivenleri çıkmak istemiyorum, o demir kapıdan girmek istemiyorum, ne olur çıkarın beni buradan....
1800lerden kalma kont dracula gece lambasini hic farketmemistim.
Saturday, July 21, 2007
Fuck You!
ah!
sabah terliklerle kostum, bi oda, yerde upuzun kleenexler, ne bu, doktor gelecek, nasil yatip kalkmam gerektigini gosterecek, ameliyat? yapilamiyormus, neden ? osteperoz zartz urt testi yapildi, bak, fraction risk: high, ne bu , kemikler berbat durumda, doktor geldi, yanyana hareketi gosterdi, yapamadi, cani acidi, duvara yumruk, canim acidi, ciktik, caresizlikle nisantasinin sessiz ve sicak sokaklari, bir hayat boyle surmemeli, en azindan onun icin, nasil bir ümit, 21 gun oncesinden alinmis randevunun, altin parmaktan alimis randevunun, sanki hic alinmamis gibi devam etmesi, gozlerimizden biliyorduk sonrasinda, konusamadik, konusmadik, çok canım sıkkın be göt hayat. Koşmak istiyorum, omurgam kopana kadar, çıkarıp ona takmak için.
06.04.2007 19:50
Küfürlü kahkahalar atan öpüştüğümde saçları benimkilerle karman çorman olacak kadar uzun sarhoş bir sevgilim olsa ağrı %40 azalmaz mı ? Bazen kötü diye nitelendirdiğimiz durumlar hayrımıza olabiliyor - The Keyless Man
Monday, July 16, 2007
Dislocated

i dont know where and it could be anywhere
it could be my right or it could be my head
what if my soul...But it hurts, my stomakkk hurts, so it should be inside not up high. Oh the rain starts to rain all night and click clack and tik tak time plays a game with me...
i never sleep
i never sleep
even in the depths of the deepest sleep, i stay awake to look into.
how long can i stay asleep
how long can i stay awake
and for how much longer can i howl into this wind
how long can i be drifted
so I sleep. and next to me, it could be nobody, or could be just me.
Thursday, July 12, 2007
all the undone
dadadaandandan da danda dan dan dandan aynen böyle açmışlardı ve ilk konserim olduğu için biletin üzerinde de fotoğraf makinası yasak işareti olduğundan, tüm ön sahne hayvan gibi flashları patlatırken, gözü yaşlı seyredekaldım. i got hands in my brain. ne yazacağım işte bilmiyorum açıp buraya bakakalıp yazmak isteyip yazamıyorum düşüncelerim kum gibi avcumun içinden kayar gibi kayıyorlar ve tutamıyorum ve tutamayınca herşey çok anlamsız dökülüyor bu satırlara, biletsiz yola çıkmak gibi, ne biliyorsam ne içiyorsam midemi bulandırıyor bu ara...neyse apayrı iki konudan bahsedeceğim şimdi, biri aşağılık kadınlar ve diğeri aşağılık erkekler...
Sadece ve sadece bir gece içine alacağı erkeği mutlu etmek için ya da sadece içine alabilmek için ya da sadece yatabilmek yatma ihtiyacını karşılayabilek için, tüm vücudun dengesini bozup sitemi tersine çevirip adet geciktirici ilaç alan kadınlar. Adet geciktirici iğneler. Bu nasıl bir kadınlık duygusudur? Bu nasıl bir açlıktır. Bir geceyi ayarlamak için tüm dengeyi bozmak, bir gece içinde hissetmek için tüm metabolzmayı şaşırtmak? Dine inansam ne büyük günah yazardım..ah bu yakında adresini değiştirip full özelime çekeceğim sitemde ne ağır yazardım...nasıl bir kadınlık içinde fahişelik duygusu nasıl? yapma, 5 gün sonra yap, 3 gün sonra yap, nasıl iştah nasıl greed...O hapı yutarkenhatta belki susuz yeter ki yutim geciksin nasıl bi şehvet duygusu.
aşağılık erkeklere geline....onlarca konsere gittim, onlarca. hiçbirinde vay be ne hatun diyip ve o hatuna hava atmak için vajinasını ensemde hissetmek için omuzuma kaldırmadım. Ben konserlerde hatun görmedim be.
- Aa istersen gel omzuma çık, daha yukarıdan seyredersin?
- Aaa müthiişsin
- (Tamamdır sikerim ben bu karı bu gece)
Konsere gelmişsin be zavallı? Bi ensende sıcaklık uğruna zıplatıp durup nasıl harika bakışları ile geceyi planlamak yere indirmek içki almak son hadi gel ya valla yorulmadım boşver deyip götüne kadar ıslanmak...
1- Sen müzik falan dinlemiyorsun
2- O kadın zaten tepede kendini massiah hissedip göz kırpanlara meme sallayıp konser bittiğinde sana değil gözüne kestirdiğinde verecek
Monday, July 09, 2007
the inevitable storm

çok büyük bir batarist olmak istedim,sonra, çok büyük bir gitarist olmak istedim, bass gitarist, sonra dayım ben Leonerd Cohen viski içmek istedim, gitmek istedim, kalmak istedim, hep iyi olmak istedim, hep geri gitmek istedim, pişmanlık olmadan geri gitmek istedim, paraşütle atlamak istedim, camdan atlamak istedim, donarak koşmak istedim, saçımı boyatmak istedim, Arjantin'i istedim, onu istedim bunu istedim, hep istedim, hep ne istediğimi bilip isteyemedim, hep seçeneklerden A'yi karalamak istedim, D ve C ve B arasında gidip geldim. Herşey sahte esasında yazdığım yaptığım herşey sahte yalan dolan devil evil...gerçek olan ananemi deliler gibi kokusunu salonun ortasinda sacma sapan dans edisini, ananemi, ananemi ananemiananemiananemiananemiananemiananemiananemiananemi çoook özledim. Daha 2 ay evvel deli gibi sariliyordum ağzına sıçım!
Saturday, July 07, 2007
Sandal hikayeleri
caddebostandan açılır, herhalde 1 km kürek çeker, babamla yaz sıcaklarının altında denize atlanırdı, ne olur baba elimi tut atlarken, pırıl ve şahaser denize. Köfteci salları vardı, hadi baba bizi köfteciye götür diye denizin ortasında ızgara köfte koklarına doğru kürek çekerdik. Abim ile sarmaş dolaş şu gülmeler, götümde bang yazan kırmızı donum, bodrum kolyem, saçlarımızın bu kadar farklı olup beni hep kumkum çocuk sarayında kız reyonuna götürmek istemeleri çalışanların, anneme yapılan espriler...happily ever after....Sandallarda seviştim, sandallarda uyudum, sandallarda içtim, sandallarda açıldım, geri döndüm, dönemedim.

Tuesday, July 03, 2007
Sunday, July 01, 2007
In love, in fear, in hate, in tears

Paçasından yakalamışım, ellerimiz kenetlenmiş, gözümün içine bakıyor, ben bakamıyorum, inanılmaz sarhoşum, kalbim atıyor, tüm çaresizlik ve çoşku gecelerinde hoperlörden kulağıma bağırmış ağlatmış gebertmiş yüceltmişe yaka paça tutunmuşum, ona tutunmamışım, kendime, o hayattan bi habersiz serseri günlerime tutunmuşum, pantolonundan elinden... gündüzden kalma gözlük fırlıyor, paramparça, telefon fırlıyor, tutuyorum, basıyorum, bi daha, bi daha, bitmesin gitmesin gitmeyim, binlerce kişi tek ses sit down....bitiyor.
I’ll sing myself to sleep
A song from the darkest hour
Secrets I can’t keep
Inside of the day
Swing from high to deep
Extremes of sweet and sour
Hope that God exists
I hope I pray
Drawn by the undertow
My life is out of control
I believe this wave will bear my weight
So let it flow
Oh sit down
Oh sit down
Oh sit down
Sit down next to me
Sit down, sit down, sit down, sit down, down
In sympathy
Now I’m relieved to hear
That you’ve been to some far out places
It’s hard to carry on
When you feel all alone
Now I’ve swung back down again
It’s worse than it was before
If I hadn’t seen such riches
I could live with being poor
Oh sit down
Oh sit down
Oh sit down
Sit down next to me
Sit down, sit down, sit down, sit down, down
In sympathy
Those who feel the breath of sadness
Sit down next to me
Those who find they’re touched by madness
Sit down next to me
Those who find themselves ridiculous
Sit down next to me
In love, in fear, in hate, in tears
In love, in fear, in hate, in tears
In love, in fear, in hate
Down
Down
Saturday, June 30, 2007
Gravity
Cure, Smashing Pumpkings ve Placebo'dan sonra 5. olmadan 4.
geceleri gündüzleri göz yaşlarına boğmuş
en yukarılara çıkmarmış James'i görmeye gitmeden yola çıkmadan evvel
Billy Corgen ile beraber the ring will be closed this autumn.
This race to space
Well learn to release ourselves from the weights of gravity
Our highs are higher than our lows
This worlds a state of mind
I can hear your thoughts much too clearly
From slime to ape, well learn to fly
Low Low Low - James
Friday, June 29, 2007
Leuba Louis
sabah işe gelirken çekmecemden hiç ama hiç takmadığım; saat takmayı sevmediğim, dedemi her saniyesaat düşünmeye tekrar başladığım ve belki de geriye kalan bu en müthiş ve tek mirasını kaybetmekten korktuğum için takmadığım saatini
bu sabah taktım.
Eski saatlerden olduğu için durmuştu. Ayın 20'sini gösteriyordu tarih. Hızla ileri aldım 29'u yaptım. Sonra çalışması için kurmak geriyor, bi ileri bir geri bi ileri bir geri. Çalışmaya başlayınca da gün içersinde bir iki kere daha kurmak gerekiyor.
Benim gibi akıllı insanlar hatta cin akıllı insanlar ve bardağın kalan son damlasından ilk damlası gibi zevk almayı becerebilenler hayat boyu geçen zaman içinde ne zamanı durdurabilecekler ne de ileri alabilecekler aynı tempoyu yakalayabilmek için. Jantı eğrilmiş like a small bike they will astray from left to right towards back and front; holding the wheel in agony and dispair and they will loose control immediately rather eventually, they will end up in dark alleys and valleys hitting the corners of loneliness, bruising hearts with fears and pityness. In fears and tears, they will wake up next morning and look at the clock and start where they have been left or taken to...
Thursday, June 28, 2007
B-side of my life
not my name not my eyes not my job not my fear not my legs not my kitchen not my skin not my email adress not my vespa not my family not my dog not my city not my diet coke not my early awakening not my shivering not my team not my food not my fuck not my agony not my music not my balcony not my star not my moon not my you not my me not my us not my them...it is the B-side of my life, it's the duality of me versus me.
Wednesday, June 20, 2007
Side by side

geçen sene Bodrum, bu saatler bu mevsiler hepimiz bir arada, ananem maviye kara gözlükleri ile, ben yutkunamamalara, babam oltaya, annem anasına bakarken, o iki yastık sanki orada sanki bugünü anlatırcasına bomboş, yapayalnız.
Nasıl hala içim acırken bu kadar hayat ve rutinini siktiredip bir durup bir nefeste bir seste kendim olamıyorum, ya da oluyorum da nasıl anına kaybolup gidiyor.
two pale figures
ache in silence
timeless
in the quiet ground
side by side
in age and sadness
i watched
and acted wordlessly
as piece by piece
you performed your story
moving through an unknown past
dancing at the funeral party
memories of childrens' dreams
lie lifeless
fading
lifeless
hand in hand with fear and shadows
crying at the funeral party
i heard a song
and turned away
as piece by piece
you performed your story
noiselessly across the floor
dancing at the funeral party
Saturday, June 16, 2007
Boulevard of Broken Hearts

mükemmel. Full inmedim Vespa'dan, rüzgarlığı çıkardım, önce sanki arabanın freni patlamış gibi korktum, sonra nereden çıktı bu rüzgar dedim, kaskın arasından kulaklarımın kenarından boynuma oradan tshirtün içinde...bastım Cihangir-Zincirlikuyu-Bebek-Beşikaş. Güneş batıyor. Birazdan gene çıkacağım. Belki artık fotoğraf çekmeye tekrar başlamam lazım. Şu lazımların üzerine ilk defa gitmeye başlayıp klozetin yırtılmış eskimiş kapağını sonunda değiştirdim be. Ne yazacağımı bilmeden buraya yazmak oldukça hoşuma gitmeye başladı. Saçımı kestirdim, kestirdikten sonra baş masajı yaptırdım. Uykum geldi.
Dün en son sahne: Koltuktayım, elim donumun kenarından girmiş kalçama dokunuyor, kapı açıldı, gözüm açıldı, abim girdi koluma girdi yatağa taşıdı. Ne zaman taşındım en son.
I'have been waiting for this moment all my life but it is not quit right.
I have been waiting for the silence all night and its quite near.
Kilo aldım. Değnekler yüzünden stress yüzünden aksayan hayat yüzünden.
Koşmayı ve koşarken de herzamanki gibi boğaz boyunca şehre bakmayı ve her ama her senemi düşünmeyi çok özledim. Birinci kilometrede ne olduğumu şaşırırım ve dizler patalayacak gibi olur sonra 2-3 telkin ve hadi ile geçer; 5-6-7 de alışırsın çakılır gidersin, 8-9-10 da eğer giydiğim pamuklu çok pamuklu değilse göğüs uçlarım akan terin tuzundan yanmaya başlar. Acır kızarır.
The charlatas'ın konserinde ilk defa surfing yaşamıştım. Chicago'da onlarca elin üzerinde tüm sahnenin üzerinde flat bir şekilde sarhoş ve zurna uçup durmuştum , ve şansa ahali uzun süre bırakmamıştı. Ertesi hafta gene Chicago'da Kurt Cobain'in intahar ettiğini duyup ağlamaya başlamıştım. Sonra Ali'yle her Kurt Cobain çalışında Ny'da, Bodrum'da Chicago'da, İstanbul'da sigara yakmaya söz vermemiz ve her seferinde yakmamız. Oh ! Tell me where did you sleep last night. Şu anda da The Charlatans'ın Loving you is easy şarkısı çalarken hayatımda bu kadar boktan bir şarkı diyip sonunda o son saniyesindeki gitarlarda nasıl dağıldığımı tekrar anlayabilmek için stop'a basmıyorum.
Hep telkin hep incir ağacı hep dönen yer küre, hep hissetmek, hem zorlamak hep ağlamak hep olgunum diyip şu dertleri şu korkuları şu abuk subuk hayatımı düzene çıkarmaya çalışırken kaybetmek ananeyi sonra anneye sarılmak korkmak, deli gibi korkmak, sabah erken kalkıp gene ne kadar küçük ve önemsiz olduğumu anlayıp gene telkin ve endişeitmetaktiklerini başarı ile geçip işte o an geliyor ya , o an böyle dank diye gene bencil gene şeytan gene bencil ve daha 1 ay evvel daha 1 hafta evvel korkunun dibinde altıma işerken...herşey nasıl bu kadar çabuk kayboluyor ?
Çok yalnız kaldığım çok yağmur yağan soğuk bir Indiana gecesinin ufak bir köyünün ufak bir ara sokak barında Jack Daniels ile ilk tanışmamda ve tüketmemde, karşımda bir anda onu görmüş yakaları dik ve yağmurda yürürken, konuşmaya başladım onunla, taa ki bir zenci saygılar abi gelip o posterle ne konuşuyorsun diye yanıma oturduğunda. Hep aradım işte bu posteri bu şehirde bulamadım. Amazondan da hayatımda hiç sipariş vermedim ki ben. Kaldı öyle akılda.
Sunday, June 10, 2007
Baaaaammm
boktan bir jazz çalıyor, kiraz yiyorum, erik yanında ama çok yumuşak, ayaklarım çıplak, hafif üşüdüm, yarına bir iki eft yaptım, o efteleri defterimden sildim, haziran sıcağı dışarda, sabah erken kalkacam , yatarken diş fırçalayacağım, telefon çaldı Batu aradı, Nadal puanı aldı, kapı çaldı, milkshake geldi, çilekli, midem şişti, çişe gittim, karnım acıktı, kahve yaptım, sırtım kaşındı...sonra/şimdi/aniden/sonrageneyeniden
gelen soru işareti, nasıl olur? nezihem, Nezoş yok artık? 6 hafta evvel kucağındaydım, 4 hafta evvel öpüyordum, şimdi yok, sesi beynimde her yerde...
baaam. Yere vuruyorum. Kalkıyorum. Bamm yere vuruyorum, kalkıyoyorum. Bam , yere vuruyorum kalkıyorum.
İşte böyle bir hal aldı 14. gününde.
My
head spinnig, ear bumping, soul fears the time now. Do I see blurred? Do I see red ? Do I see like a stray dog? What color is my eye? Do you see nothing but brown?
Or do you see the twisty branches of a Lilac tree...leading to the depths of my fears? Call the doctor now, shit it’s Sunday, then play the surrender, Sky-white sheets, an autumn breeze, a fatigue soul: wakes up to a misty road.
10/6/7
Saturday, June 09, 2007
Why the fuck r u looking at me!

o kadar güzel bir hava var ki dışarıda ve ben bilgisayar uygulamaları yüzünden o kadar içerde ki, öyle camdan içeri girmiş cama dönmüş kara sinek gibi yapışmış kalmış durumdayım.
Ofisimin tam karşısında bir park var ve parkın içinde pankartların birinde ur-etiyoruz yazıyor, kalabalığı gördüm indim nefes almaya, baktım park şenliği ama gözle tutulur elle yenir birşey yok geri döndüm ve dönerken de karar verdim:
Haftaya pazara kadar bi avlu bi köşe bi meydan bi park seçeceğim kendime. Siyah ve en kötü polyetilenin kullanıldığı o zehir simsiyah leke yapan torbalardan bi tanesinin içinde 8-10 bira 4-5 avuç kuruyemiş ile oturacağım. Evet yere oturcağım.
Eskiden farketmezdi bira olsun yeterdi, şimdi az soğuk olanları geri göndermece diyarından çıkıp karılık yapmadan, öyle mal gibi, öyle hayvan gibi, öyle çiş gibi olsa dahi, öyle zurna olsam dahi, it gibi köpek gibi içeceğim. Kalkıp bi duvarın arkasına bi ağacın dibine işeyeceğim, sonra bi daha işeyeceğim, sonra belki tinerci belki yaşlı belki serseri belki dertli birini davet edeceğim yere, neeeeyse ne diye konuşacağım, hatta belki de kalkıp bira alıp geri geleceğim. Belki de üstümdeki tshirtü çıkarıp ona vereceğim hatta belki de beraber kavga çıkaracağım. Ya da ne bakıyorsun be kardeşim, Yani yetti gayri, uzaksa sonbahar al sana trompet al sana bi tabure, yeter işte. Serbest falan da bırakmaya çalışmıyorum sıkışmış ruhumu, ya da anane kaybetmesi sonrası dalgalar falan da basmış değil odayı, ya da küllükler tepe tepe dolu, öteki tarafa ulaşmaya da çalışmıyor bu beden, yahu her bi bokun altında bi taş aramaya da gerek yok...
Sanıyorum... a big..a very big...a very big FUCK YOU ...to you!
I will be chasing a starlight
Until the end of my life
I don't know if it's worth it anymore...(m.)
tırnaklarım uzadı, sabah keserim, kesemedim, çünkü güneş gözlüğüm evde değildi, çünkü banyoda hiçbir zaman kesmedim, hep balkonda keserim ve gece kesemem.
annem uğursuzluk getirir dediğinden, balkon da sabahları full güneş aldığı için güneş gözlüksüz göremiyorum, parmaklarımı keserim diye korkuyorum.
Dün akşam yakup sonrası anne ile, sabah Arnavutköy güneşinde babamın doğduğu semtte kahvaltı ettik. Sonra unutulmuş telefon geldi, annem gitti, işe geldim, planlı yazmaların arkasından biraz düşmeye ihtiyacım var diye yazıyorum işte.
Gene son zamanlarda deli gibi kolonya boşalttığımdan ellere, derim soyulmaya başlamış, durmalıyım.
Smashing Pumpkins, üç büyüklerden biri, The Cure'u 2 defa, Placebo'yu 3 defa gördükten sonra halka tamamlanacak. 1979, saçlarım omuza düşer bahçede yanımda cag'den basıp durduğum bira, ayak çıplak üst çıplak, patenler yanımda, saatlerce içerdim, zurna olana kadar, patenleri takar, okulun en yüksek otoparkına asansörle çıkar, booooooomm aşağı son sürat kayardım, bi daha , bi daha, bi daha...
korkmazdım, deliydim, hala deliyim, ama korku belirsiz gidip gelmeler içinde
C'est le malaise du moment
L'épidémie qui s'étend
La fête est finie on descend
Les pensées qui glacent la raison
Paupières baissées, visage gris
Surgissent les fantômes de notre lit
On ouvre le loquet de la grille
Du taudis qu'on appelle maison
Protect me from what I want (p.)
Tuesday, June 05, 2007
5. gün
ve gün bitti. Hava karardı. Ekimden kalma. Telefon çalmıştı, kız ne iş yaptığını anlatıyordu, abim kaybettik dedi, ağlamaya başladım, kız çıktı eve gitti, ben anneme. Şimdi kaldığımız yerden devam edeceğiz, kapı çalacak tekrar mülakat için, kapı çaldığında ananem vardı, oturana kadar da vardı, kız konuşana kadar da hayattaydı, ama şimdi aynı sekanslar tekrarlanırken ananem yok, nasıl tutacağım kendimi? nasıl duracağım kızı görür görmez kapıda, o bıçak saplanmasını, onun karşısında yaşadağım. O da herhalde oldukça mahçup bir tebessüm ile başınız sağolsun çekecek. Ve sonra kariyer ve para ve iş ve trafik konuşacağız...bütün gün başarıyla yaptığım gibi ben olmamayı başarmaya çalışacağım, sonra gidecek, sonra duraksayacağım. Ve sonra bu blogda başlangıcından bugüne doğru oldukça personal olmaya başlayan ve kimsenin de okumasını istemediğim belki adını sanını değiştireceğim blogda bu yazılar azalacak hayat devam edecek, ederken de ben gene dehlizlerden dehlizlere geçip yaşamaya devam edeceğim.
Monday, June 04, 2007
.

travis, the cure, placebo meğer aşklarıma melan kolime ya da delirmelerime söylemiyorlarmış sadece, nasıl bunca şarkı sana da sesleniyormuş... an geliyor normalim, su içiyorum, yemek yiyorum, sonra bi anda sen geliyorsun ve ölüyorum ve kitleniyorum ve titriyorum ve parçalanıyorum ve yok oluyorum ve karanlık basıyor. sensizim, açım susuzum, gelmek istiyorum gelemiyorum, halbuki oturup tozunu toprağını yutup bayılana kadar, delirene kadar, sapıtana kadar, sağımı solumu kırana kadar, bebeklerim kuruyana kadar ağlamak istiyorum, I'll be wallowing in pity, ve kafan ve saçların ve kahkahan ve sesin, ve tenin ve kokun ve kokun ve kokun ve resmin ve dedem ve sen ve bayramoğlu ve bostancı ve balık ve sen ve ve sen ve sen ve sen ve sen, ne yapacağım, When I dream I dream of your kiss, bu akşam uyuyacağım , yarın uyanacağım ve gene yoksun , ve inanmamak yok, inanmak şart ama gücüm yok hala büyümedim hala kucağına kapanmak ve ağlamak ve sevmek ve tanrım ve sana ve sensizige ve hicbirseye....
Leave me bleeding on the bed
See you right back here tomorrow for the next round
Keep this scene inside your head
As the bruises turn to yellow
The swelling goes down - P.t.c. placebo
Saturday, June 02, 2007
Apart

korkuyorum...dün, bugün, yarın, başladı. Ne kadar sürer bilmiyorum. Yalnız kalmak istiyorum. Çok yalnız ve uyumak ve uyanmak ve tekrar uyumak. Kokusu, sesi, duruşu, sevgisi , sevgim. 31 Mayıs,kıpkırmızı dolunay, o giderken doğuşu, dedem? dedem! dedem! We used to be so close together! Son kez bilerek mi sarılmak isterdim, şimdi bir kere daha sarılmak için herşeyimi vermek mi isterdim...Nasıl birşey bu ? Nasıl yetmiyor herşey. Anılarımın kuvveti altında bin kat daha eziliyorum. I thought it would last forever. O balkonda, dedem ve sen, ve mavi şemsiye, ve bi tabak kiraz, iki kahkaha, üç öpücük.
Nezihem.
How did we get this far apart?