Saturday, September 22, 2007

i let fall flowers of blood


Muhteşem bi 3 gün geçiyor. Gıpgri, ve yemyeşil. Yapraklar daha solmadı ve dökülmedi ve rüzgar deli gibi. İnanılmaz bir şuhu içinde sallanıyorlar. Geceyarıları gündüz gibi. Gene zaman komik oyunlar oyunuyor ruh hallerime. Bu kadar "kuvvetli hatıralar hafızası" nasıl olabilir..çok sıkıldığım çok bunaldığım dakkalar çoğalıyor. Beynim bir sunum gibi sayfa sayfa atlıyor kendine göre, bazısını hızlı geçiyor bazısında kalıyor, bana bırakmıyor...Bacaklarımı yanlara açıp plaj kenarında kıçımı ve bacaklarımı sımsıkı kuma yapıştırıp kendimi kıyıya iterdim. Kum balıkları kaçamaz arada kalır dudaklarını bacaklarıma çarparlardı. En kıyıda avucumun içinde, oradan gazoz şişesine...Avucumun içindeler şu an, bacaklarımın arasında. Nasıl sabah uyanmalar, hormonların kıpraşmaya başladığı rahatsızlıkların tamir olmadığı uyanışlar, nasıl da daha bir zorlar şimdi. Sonbahar geldi tam ortada. Sıkıyorsa kenarında geçe dur, imkansızs , isteyen kim.


"this dream always ends" i said "this feeling always goes the time always comes to slip away" "this wave always breaks" i said "this sun always sets again and these flowers will always fade" "this world always stops" i said "this wonder always leaves the time always comes to say goodbye" "this tide always turns" i said "this night always falls again and these flowers will always die"

bloodflowers - the cure

Thursday, September 20, 2007

Keyless Man

Fed faizleri 50 puan indirdiği günün ertesi:

"Nasıl üstüste birbirini ezerek, personele bağırarak hisse alıyorlardı bi görsen...Orhanım hayvanlar yanıbaşımda inanılmaz rakamlar telafuz ettiler ve maalesef servetlerine servet kattılar, metroyla eve dönerken insanlara baktım, o paraların milyonda biri için hayat kavgası veriyorlar, üzüldüm, öyle işte..."

19 Eylül 2007

Friday, September 07, 2007

1996 mı ? şimdi mi? o mu ben mi ? ben mi ?

Her saniye düsünüyorum hemde o kadar cok düsünüyorum ki sonunda düsünmüs olduklarImI düsününce kafayI yedigime inanIyorum. Isin kötüsü düsündüklerimin sacma oldugunu bile bile inamaya alIstIrmam kendimi. Küçükken gözlerimi kapatIp hiç bir sey aklIma getirmeden beynimi dinlendirirdim. Acaba kaç dakika hiç bir sey düsünmeden durabilecegim diye dakika tutardIm. Simdi degil bir dakika bir saniye bile imkansIz. Bazen burada ne isim var diye kendime soruyorum. Dün aksam Viyana sokaklarInda dolasIrken „gerçekten ne yapiyorum ben burada“ diye defalarca kendime sorup durdum. Hele hele ilk aksam gittigim clubdaki anlatamadIgIm o belirsiz duygular... Bir yandan sahnedeki çIplak vücutlarIn sIcak danslarIna bakIp sasIrIrken bir yandan da arkamI dönüp sahneyi aydInlatan IsIgIn altInda karanlIgIn içinde kIpkIrmIzI yanan Coca-Cola amblemine bakIp afallasIyordum. Sanki „ben artIk senin kaderinim “ veya „kurtulus, burada bu sehirde“ dermiscesine duruyordu orada reklam. Her aksam Lafayette sessizligini anlatan odamda 32 kanalla vakit geciriyorum. Hele hele dün aksam kuru havada ortaya çIkan dolun ay beni gene o soguk sokakta, o soguk merdivenin üzerinde oturup bahçelerinde kIrIk bisikletler olan siyahilerin evlerine bakIp acIlarImI içime çektigim güne götürdü. O günde ay çok parlakti ama hep umut doluydu; simdi ise soguk bir IsIk kadar itici. Bir tatile ihtiyacIm var ama dinlenmek veya denize girmek için falan degil. Ruhumla basbasa kalabilmek icin. ArtIk ruhum da bana küstü. Neden artIk hep mutsuzum? Ve bu ne kadar böyle devam edecek? Yoksa, hep o filmlerde görüpte özendigim los IsIklI, çok bilmis barmenli, sadece burbon içilen barlara gidip saatlerce barmenle konusan beyaz saçlI, anIlarI ve acIlarI ile yasayan evliyalara mI benzeyecegim. Belkide cok cabuk evlenip iki üç çocuk üretip aile hayatIna kaçmak kurtulusum olur. Hani derler ya çocuk insanIn herseyidir diye. Iste, iki oglum olursa hayatImIda onlara adarsam belki biraz anlamlasIr bu mutsuz hayatIm, belki acIlarIm azalIr veya azalmazda ogullarImIn sevgisi örter üstlerini...Canim babacIgIm...NasIl hosuna gitmis yolladIgIm fax. „çok güzel bir fax çekmissin“ dedi. Nesi güzeldi ki iki satIrlIk faxIn. Telefon numaramdan baska bir sey yazmIyordu. Ne kadar mutlu kimbilir? NasIl böbürlenerek anlatIyordur kimbilir? CanIm annem...NasIl heyecanlI buradayIm diye. NasIl dün aksam gizli gizli aradIgInda hala saglIgImI soruyor. Günler çok çabuk geciyor. Mezuniyete çok az kaldI...Acaba ne olucak sonrasI? Sadece tek bir sey söylemek istiyorum satIrlarImIn sonuna yaklasIrken. Bazen ellerime bile bakmam yeterli oluyor acIlarImI görebilmek için. Sanki, saatlerdir agIr yük kaldIrmIsIm gibi hep çok yorgun ve ihtiyar ellerim... 5 Haziran 1996 Viyana

Başladı


Tam bu sonbahar travmam üzerine oturup düşünürken: ben mi yaratıyorum yoksa değişen dışarsı benimle bu tarz bir ilişkiyi mi seçiyor, yoksa ben mi bildim bileli sonbaharı bekler durur ortada neden yokken melankolik ve üzgün olmayı tercih ediyorum, bile bile kendime bir oyun mu bu oynadığım? Mutsuz olmayı tercih edebilir miyim? Mutlu olduğum günler ve dakikalar uyduruyor muyum kendime ? belki de bu kadar düşünmemem gerekir belki de sen uyduruk oyuncu yalancı düzenbazın tekisin diye söylenirken camı açtım. Açtığım camdan girdi, ensemden gömleğimden içeri (slowdive), göremezken, duvarda belirdi, biraz titrek biraz korkan ama çok isteyen bakire bir kız gibi...kendini gösterdi duvarda. Teslimiyet. Belki de duyguların en sessiz olanı ve sonucu en belirgin olmayan ama sonucu bi o kadar da hızlı AL SANA! duygu. Ya korktuğun ya istediğin ya da hiç hesapta olmayan bir duygu gelir teslimiyet sonrası. Nasıl bu 3 bilinmeyenden içeri bıraktığında kendini ne tarafa düşeceğini bilmeden korktuğun sırada, zaten çoktan yerdesindir.

Her sonbaharı kalpten beklediğim bir dost vardı yolda kaybettiğim. Hayatın, “hep dik durmalısın bu yolda, duramazsan da sökerim senden” dediği bir yolda şimdi sökülüp siktirip gitmiş, bir dost vardı kalpten sonbaharı beklediğimiz karşıladığımız. (Ki bu dik durmalısın yolunda, yoldan çıkaran kenar taşların otların bokların püsürlerin feminen ruhuna ne demeli !) Caddebostan sahil çamurken o çamurun içinde radyonun yeşil ışığında ( http://www.channel4.com/4car/media/100-greatest/03-large/41-ford-escort.jpg işte aynen bu Ford Escort dayının arabasının içinde hatta resimdeki bile ben ) yağmuru beklerdik. Donardık yürürdük ağlardık tokatlanırdık. Suratımıza çarpsın diye camı açardık, koltuklar batsın diye, yetmezdi dışarı çıkar ıslanırdık. Eve döner camın dibindeki yatağımda dışardaki malta eriği ağacının kalın yapraklarını seyreder, sen ne kadar kalın ve ağır olursan ol, elbet sen de teslim olacaksın diye tek tek çarpan sonra o yaprağın üzerinde biriken boyunbüktürenleri seyrederdim boynum bükük sarkmış, yatağınkenarındabuzlubir bardağa uzanmış.

Ortagenç yaşta mıyım yoksa gençorta yaşta mıyım bilemiyorum. Kesin olan sanki olduğum yerde olgunluğun artık sona erdiği. Belki de olgunluk pes etti benden, sana zaten hiç gelemeyeceğim diye, belki de terk edildim aldığım kadarıyla.

Hani ince sesli kadınlar vardır çetin mi çetin, köşeli mi köşeli, çakıl taşı kadınlar ama birazcık üzerilerine gittin mi zırlayan, sanki kumdan.... sanki yaprakların hepsi bu zırlak kadınlar gibi duruyor sallanıyor kimisi renk değiştirmiş zırlamaya başlamış bırakmak üzere kendini.

Ve bir de mevsim göremeyen denizciler var, yapraklarını dalgalarda bulan, ufacık bir odada 6 ay hep aynı dergi ile masturbasyon iştigal.
Resim: Şimdi.

Friday, August 24, 2007

koleksiyon

dedem ile pazara giderken ya da ananemle ( çok acaip sanki dedemi yazarken öldüğünü bilerek yazdım ama ananenin a'sına basınca öldüğünü unutmuştum - ve şimdi gene sel) terazilerdeki ağırlıklara gözlerim açık bakar hangisinin kaç gram olduğunu anlamaya çalışırdım.

İlk seti Ayvalık'taki antika pazarından aldım aa ne güzel dedim ve toplamaya karar verdim. Önce zor bir katagori seçtiğimi anladım çok bulunmuyor etrafta, sonra bulununca da pahalı bi katagori olduğunu anladım sonra da Kapalıçarşı'ya gidince esasında uff amma da var vay amma da pahalılar dedim. Hele hele Selçuk döneminden kalma tek parça olan 400 ytllik..harikaydı almadım alamadım ama yavaş yavaş.
Hepsini not ediyorum kaça nereden diye...and I like it.

Monday, August 20, 2007

...

gölgenin serinliğinde ve köşesinde içim bayılmış sızmış salmış dalmış kalmış dururken dizimin kenarında öylesine ufak bi kaşıntıya el uzattığımda ölen bir karınca geldi parmağıma...Bi anlam çıkarmalı mıydım dedim kendime...birçok hayatı böyle kaşır gibi rahat bir hareketleyok edip bitirdiğime mi fokus olmalıydım, yoksa sızmış dalmış bayılmış kalmış devam mı etmeliydim o saniye pek bilemedim, bilmek de istemedim.

fonda: Linkin Park - Collapsing the unit

Monday, August 13, 2007

smaller and smaller gets the ring

ananem gitti, sonra yengem, bugün amcam...hayatımda kulaklarımdan ilk defa bir merhum omay kelimesinin caminin boktan hoperlünden kulağıma tısladığını tısladıktan sonra beynimden içeri girip heryerimi dolaştığını dolaşırken gözlerimin cemaat içinde babamı aradığını bildiğim halde orada durduğunu, iki önümde durduğunu biraz solunda abimi, taa en arkada bankın yanında annemin kalabalıkta o saniye sadece bize baktığını biliyordum görüyordum.

Hiç görmediğim tanımadığım "ben senin kuzeninim birinci dereceden kuzeninim" diye gülerek önüme çıkan suratları bypass edip duvarın kenarına oturdum bi yanımda abim bi yanımda babam, gülüyorduk neye güldüğümüzü bilmeden, annem uzakta hala bize bakıyordu.

İnsanlar gördüm, ellerinin parmakları aynı benim parmaklarımdan; kadınlar gördüm, ilk 4 tekerli bisikletimin eskimiş hatırası gibi babanemin hatırasını canlandıran çeneleri burunları ve kafaları ile kadınlar gördüm. Kalkıp ayıp olmasın diye yanlarına gidip tanışmak istedim sonra siktir çektim bunca sene ben istedim de ben mi neden oldum tanımamaya.

Babam 72 yaşında hala herşeye herkese hakim olma tavrıyla arabayla uzaklaştı gitti defnetmeye. Annem, birazdan ameliyat olacak ve muhtemel çoook ama çok az ömrü kalmış teyzeme gitti kuzeniyle. Ben vespaya abim de ikitekerine atlayıp uzaklaşırken , annem hala bize bakıyordu, babama: "hava çok sıcak ceketini çıkar artık"

Travis çalıyor, güneş batarken biraz daha eyüpe dönmeye başladı, br sonbahar da göreceğim diye çok mutluyum.

Saturday, August 11, 2007

Emptiness is loneliness


J&B kış içkim. Neredeyse genelinde başka birşey içmem. Hem pahalı olduğundan hem de kendisini ara sıra ziyaret eden bir lord gibi karşıladığımdan J&D esasında bir numaram.


Ama uzun zamandır yazın Gin & Tonic mi, Vodka & Tonic mi yoksa Vodka & Soda mı diye gidip gelirken tehlikeli şekilde Vodka Sek'in hayatımda yer ettiğini hissediyorum.



Hayatımda sek olarak içtiğim en güzel vodka ve burada ve hatta çoğu Avrupa ülkesinde bulunmayan içinde Bizonların otladığı ottan olan Bison Grass Vodka - Zubrowka! Kraliçelerin kralı!


Hala Chardonney ile Sevinyon arasındaki farkı bilmiyorum bilmek de istemiyorum.



Bardak: Kaş 07, De Ja Vu Bar

Monday, August 06, 2007

i never sleep

They come and attack. At nights. Slowly, crawling, don't know from where, maybe from the ajar window, maybe during the day dropped by the green birds with the red heads onto my balcony. They hide and wait and seek in darkness the path to my sheets, climb up and attack, attack my dreams...They think I am asleep...but I never sleep. So, these foolish little midgets filled with past, as they climb up, I wait in the darkness to haunt..bit by bit i eat them, they scream in silence, I laugh in darkness.


Wednesday, August 01, 2007

Belma

Yerde sağ tarafta, dünyanınensakin kızının adı Belma. Dalma evveli suyun dibinde bizi neyin beklediğini hangi kayayı dönünce hangi amforayı, kaç metre ilerledikten sonra gemi batığına yaklaşacağımızı, ne tarafa gidesek akıntının hızlanacağını, büyük balıkların köşelerini, küçük balıkların heryerdeliğini, yerde, müthiş sakinliği ile (sanki bi kaç metre aşağısı işte benim edası) anlatıyor.

Suyun altındaki değil de üstündeki hayat esas böyle anlatılabilse ve olsa! Şu telefonu açarsan seni şöyle bi akıntı bekler, oraya gidersen böyle büyük bir balık sana saldırır, o emaili atarsan yedi email daha birden gelir, ona kızarsan onu kaybedersin, onlara uğrarsan çok içersin ve sabaha kalkamazsın, o toplantıya gidersen proje senindir ama diğerine hiç kendini yorma boşuna, o sokağa saparsan harika bir cafe göreceksin harika bir kadına da orada aşık olacaksın, cep telefonunu kaybedersen hayatında hiçbirşey değişmeyecek, bugün kask takmazsan ölmeyeceksin, ama yarın Boğaz’a girersen hastalanacaksın...

Suyun altı güzel ve sakin ve çekici, suyun üstü ne bok olduğu belli değil.

Ha bu arada, bu dalışta ilk defa bir Caretta ve Orfoz ile yüzdüm, Belma onlardan bahsetmemişti ama :)

Hold me up so high to touch the sky...

1000 metre tepeye çıkıyoruz, Veli’nin cipi ,
önde hocalar, Veli çekiyor cipi kenera “abii yaz rüzgar bu belli olmaz, kısa sürmesin” doğal sakinleştiriciyi veriyor. CD player’da ibrahim tatlıses hayvan gibi inliyor. Uçurumunkenarıdibi, önden ben gidiyorum, kask yelek tamam arkamda hoca, herşey o ana kadar tatlı, önümde iki ayrı hoca, tamam mısın?, koşacaksın , durmadan,havada bile koşacaksın kalkana kadar diyor. Kafamı kaldırıyorum aşağı bakıyorum, bağ kesiliyor, dizler birbirine çarpıyor, yere düşer gibi oluyorum, hoca iyi misin, diğer hoca kalbime bastırıyor, sayıyor, vazgeçecek misin? Ömer: hadiii orhannnnnnnnnnn ben de geliyorum.

Derin nefes, bir rüya 20 senedir, gerçekleşmek üzere , tamam sal amına koyim geliyorum.


Koşuyorum, deli gibi, 3 saniye sonra, rüzgar mükemmel denk gelmiş, havadayım. Önce bi 10 metre, altimda kayalar, sonra 50 derken, termik içine giriyoruz, 100 metre atıyor, 1200 metre civarındayız. Hep aşağı bakıyorum, ileri bakamıyorum. Ömer nokta olmuş, araba nokta olmuş. Reha Hoca (27) arkamda, sakin miyiz diyor ben bu ses normal mi bu rüzgar normal mi bu sallantı nomal mi bu dönüş normal mi. Bi anda açılıyoruz, öne bakıyorum, bu ne yaaa , bu ne yaaaaa? Bu ne !

Bacaklarıma bakıyorum, Meis’e bakıyorum. Rüzgarla ilk defa tanışıyorum. 1250 metre.

Masmavi, bir rüya gerçek oluyor.

İçim çekiliyor, hayata dair aklımda sıfır. 40 dakika. Uçuyorum, uçuyorum, uçuyorum.

Saturday, July 21, 2007

Fuck You!


gecenin yarısı, karanlık kartçınar, karşımda, detayları görmezken bile korkutucu, hipnoz yapsalar, in search of my mellon collie and infinite sadness diye...hayır hayır gitmek istemiyorum, o merdivenleri çıkmak istemiyorum, o demir kapıdan girmek istemiyorum, ne olur çıkarın beni buradan....

1800lerden kalma kont dracula gece lambasini hic farketmemistim.

ah!


sabah terliklerle kostum, bi oda, yerde upuzun kleenexler, ne bu, doktor gelecek, nasil yatip kalkmam gerektigini gosterecek, ameliyat? yapilamiyormus, neden ? osteperoz zartz urt testi yapildi, bak, fraction risk: high, ne bu , kemikler berbat durumda, doktor geldi, yanyana hareketi gosterdi, yapamadi, cani acidi, duvara yumruk, canim acidi, ciktik, caresizlikle nisantasinin sessiz ve sicak sokaklari, bir hayat boyle surmemeli, en azindan onun icin, nasil bir ümit, 21 gun oncesinden alinmis randevunun, altin parmaktan alimis randevunun, sanki hic alinmamis gibi devam etmesi, gozlerimizden biliyorduk sonrasinda, konusamadik, konusmadik, çok canım sıkkın be göt hayat. Koşmak istiyorum, omurgam kopana kadar, çıkarıp ona takmak için.

06.04.2007 19:50
Küfürlü kahkahalar atan öpüştüğümde saçları benimkilerle karman çorman olacak kadar uzun sarhoş bir sevgilim olsa ağrı %40 azalmaz mı ? Bazen kötü diye nitelendirdiğimiz durumlar hayrımıza olabiliyor - The Keyless Man

Monday, July 16, 2007

Dislocated


i dont know where and it could be anywhere
it could be my right or it could be my head
what if my soul...But it hurts, my stomakkk hurts, so it should be inside not up high. Oh the rain starts to rain all night and click clack and tik tak time plays a game with me...

i never sleep
i never sleep

even in the depths of the deepest sleep, i stay awake to look into.

how long can i stay asleep
how long can i stay awake
and for how much longer can i howl into this wind
how long can i be drifted

so I sleep. and next to me, it could be nobody, or could be just me.

Thursday, July 12, 2007

all the undone


dadadaandandan da danda dan dan dandan aynen böyle açmışlardı ve ilk konserim olduğu için biletin üzerinde de fotoğraf makinası yasak işareti olduğundan, tüm ön sahne hayvan gibi flashları patlatırken, gözü yaşlı seyredekaldım. i got hands in my brain. ne yazacağım işte bilmiyorum açıp buraya bakakalıp yazmak isteyip yazamıyorum düşüncelerim kum gibi avcumun içinden kayar gibi kayıyorlar ve tutamıyorum ve tutamayınca herşey çok anlamsız dökülüyor bu satırlara, biletsiz yola çıkmak gibi, ne biliyorsam ne içiyorsam midemi bulandırıyor bu ara...neyse apayrı iki konudan bahsedeceğim şimdi, biri aşağılık kadınlar ve diğeri aşağılık erkekler...

Sadece ve sadece bir gece içine alacağı erkeği mutlu etmek için ya da sadece içine alabilmek için ya da sadece yatabilmek yatma ihtiyacını karşılayabilek için, tüm vücudun dengesini bozup sitemi tersine çevirip adet geciktirici ilaç alan kadınlar. Adet geciktirici iğneler. Bu nasıl bir kadınlık duygusudur? Bu nasıl bir açlıktır. Bir geceyi ayarlamak için tüm dengeyi bozmak, bir gece içinde hissetmek için tüm metabolzmayı şaşırtmak? Dine inansam ne büyük günah yazardım..ah bu yakında adresini değiştirip full özelime çekeceğim sitemde ne ağır yazardım...nasıl bir kadınlık içinde fahişelik duygusu nasıl? yapma, 5 gün sonra yap, 3 gün sonra yap, nasıl iştah nasıl greed...O hapı yutarkenhatta belki susuz yeter ki yutim geciksin nasıl bi şehvet duygusu.

aşağılık erkeklere geline....onlarca konsere gittim, onlarca. hiçbirinde vay be ne hatun diyip ve o hatuna hava atmak için vajinasını ensemde hissetmek için omuzuma kaldırmadım. Ben konserlerde hatun görmedim be.

- Aa istersen gel omzuma çık, daha yukarıdan seyredersin?
- Aaa müthiişsin
- (Tamamdır sikerim ben bu karı bu gece)

Konsere gelmişsin be zavallı? Bi ensende sıcaklık uğruna zıplatıp durup nasıl harika bakışları ile geceyi planlamak yere indirmek içki almak son hadi gel ya valla yorulmadım boşver deyip götüne kadar ıslanmak...

1- Sen müzik falan dinlemiyorsun
2- O kadın zaten tepede kendini massiah hissedip göz kırpanlara meme sallayıp konser bittiğinde sana değil gözüne kestirdiğinde verecek

Monday, July 09, 2007

the inevitable storm


çok büyük bir batarist olmak istedim,sonra, çok büyük bir gitarist olmak istedim, bass gitarist, sonra dayım ben Leonerd Cohen viski içmek istedim, gitmek istedim, kalmak istedim, hep iyi olmak istedim, hep geri gitmek istedim, pişmanlık olmadan geri gitmek istedim, paraşütle atlamak istedim, camdan atlamak istedim, donarak koşmak istedim, saçımı boyatmak istedim, Arjantin'i istedim, onu istedim bunu istedim, hep istedim, hep ne istediğimi bilip isteyemedim, hep seçeneklerden A'yi karalamak istedim, D ve C ve B arasında gidip geldim. Herşey sahte esasında yazdığım yaptığım herşey sahte yalan dolan devil evil...gerçek olan ananemi deliler gibi kokusunu salonun ortasinda sacma sapan dans edisini, ananemi, ananemi ananemiananemiananemiananemiananemiananemiananemiananemi çoook özledim. Daha 2 ay evvel deli gibi sariliyordum ağzına sıçım!

Saturday, July 07, 2007

Sandal hikayeleri

caddebostandan açılır, herhalde 1 km kürek çeker, babamla yaz sıcaklarının altında denize atlanırdı, ne olur baba elimi tut atlarken, pırıl ve şahaser denize. Köfteci salları vardı, hadi baba bizi köfteciye götür diye denizin ortasında ızgara köfte koklarına doğru kürek çekerdik. Abim ile sarmaş dolaş şu gülmeler, götümde bang yazan kırmızı donum, bodrum kolyem, saçlarımızın bu kadar farklı olup beni hep kumkum çocuk sarayında kız reyonuna götürmek istemeleri çalışanların, anneme yapılan espriler...happily ever after....Sandallarda seviştim, sandallarda uyudum, sandallarda içtim, sandallarda açıldım, geri döndüm, dönemedim.


Tuesday, July 03, 2007

9K


tüm bunalım, tüm dip tüm sarhoş tüm yorgun aylar kilolar sonrası, dün, mezun olmuş harçlık almış gibi yeni pabuçlar ile, Moris omuz, 9K, Bebek-Ortaköy-Bebek. Hedef: 2 yarı maraton Aralık'a kadar.

Sunday, July 01, 2007

In love, in fear, in hate, in tears


Paçasından yakalamışım, ellerimiz kenetlenmiş, gözümün içine bakıyor, ben bakamıyorum, inanılmaz sarhoşum, kalbim atıyor, tüm çaresizlik ve çoşku gecelerinde hoperlörden kulağıma bağırmış ağlatmış gebertmiş yüceltmişe yaka paça tutunmuşum, ona tutunmamışım, kendime, o hayattan bi habersiz serseri günlerime tutunmuşum, pantolonundan elinden... gündüzden kalma gözlük fırlıyor, paramparça, telefon fırlıyor, tutuyorum, basıyorum, bi daha, bi daha, bitmesin gitmesin gitmeyim, binlerce kişi tek ses sit down....bitiyor.

I’ll sing myself to sleep
A song from the darkest hour
Secrets I can’t keep
Inside of the day
Swing from high to deep
Extremes of sweet and sour
Hope that God exists
I hope I pray

Drawn by the undertow
My life is out of control
I believe this wave will bear my weight
So let it flow

Oh sit down
Oh sit down
Oh sit down
Sit down next to me
Sit down, sit down, sit down, sit down, down
In sympathy

Now I’m relieved to hear
That you’ve been to some far out places
It’s hard to carry on
When you feel all alone
Now I’ve swung back down again
It’s worse than it was before
If I hadn’t seen such riches
I could live with being poor

Oh sit down
Oh sit down
Oh sit down
Sit down next to me
Sit down, sit down, sit down, sit down, down
In sympathy

Those who feel the breath of sadness
Sit down next to me
Those who find they’re touched by madness
Sit down next to me
Those who find themselves ridiculous
Sit down next to me

In love, in fear, in hate, in tears
In love, in fear, in hate, in tears
In love, in fear, in hate

Down
Down

Saturday, June 30, 2007

Gravity


Cure, Smashing Pumpkings ve Placebo'dan sonra 5. olmadan 4.
geceleri gündüzleri göz yaşlarına boğmuş
en yukarılara çıkmarmış James'i görmeye gitmeden yola çıkmadan evvel
Billy Corgen ile beraber the ring will be closed this autumn.

This race to space
Well learn to release ourselves from the weights of gravity
Our highs are higher than our lows
This worlds a state of mind
I can hear your thoughts much too clearly
From slime to ape, well learn to fly

Low Low Low - James